Saçkıran hastalığı ile tanıştım. Annemin sarımsağı ezerek ısırganla beraber saç olmayan yere basmasıyla doğal ilaçların etkilerini gördüm. Evet, yakıyordu, onun verdiği acıyla Adana’nın Yavuzlar mahallesinin birkaç sokağını iki kez turluyordum. Bir ay sonra 5 lira büyüklüğündeki saç olmayan yer kapanmıştı. O zamanlardan doğal ilaçlara aşinalığım var. Aradan 33 sene geçti. Tıp Fakültesi, uzmanlık, öğretim üyeliği derken 4 yıldır tamamen bitkilerle meşgulum.
Annemin dizlerindeki kireçlenme (osteoartroz) için kullandırdığım kırkkilitotlu karışım çok iyi geldi. Beraberinde verdiğim glukozamin sülfat, defne yaprağı, zerdeçal ve ananas da eklemin tamamen iyileşmesine yardımcı oldu. ANC Kırkkilitotlu ve CAJOINT olarak formülize ettim. İnanıyorum bu bitkisel formüller annemin hastalığının ilerleyişini yavaşlatarak, onu büyük bir sıkıntıdan kurtardı. Fizik muayenede ve röntgende, eklemde hiç bir sorun kalmamış görünüyordu. Bir ara uykusuzluk problemi vardı. Sabahtan bir su bardağı ılık suya kattığım bir çay kaşığı kediotu kökü, şerbetçiotu ve oğul otunu 10 saat demleyip akşam yatmadan önce verdim. 21 günlük kürün sonunda anneciğimin uykuya dalma problemi ve stresi geçmişti. Onu da Valerian diye formülize ettim.
Doğal ilaçlar için araştırma yapmak, daha once üniversitelerde yaptığım bilimsel araştırmalardan çok daha zorlu ve farklıydı. Üniversitedeki çalışmalarda literatüre kolayca ulaşabiliyordum. Örneğin quercetin ile ilgili araştırma yaptığımda dünyada bir sürü araştırma buluyordum. Materyal metodları açık ve netti. Belli bir model üzerinde dozu belli maddeleri, antioksidanları, bitkileri çalışmak kolaydı. Bir de deney hayvanları ile çalışıyorduk. İnsanlara doğal ilaçları tavsiye ederken yüklendiğimiz sorumluluk çok daha fazlaydı. Doğal ilaçlar hakkında bilgi toplamak, çok derin ve bilinmeyen sularda dolaşmak gibidir. Özellikle de kendimden önce bu işle uğraşanlar, bitkisel ilaçları standardize etmemişti. Türkiye’nin yakından tanıdığı Dr. Ziya Özel, mecburi hizmet için gittiği köyde zakkumla tanışmıştı. Ama ne acıdır, aradan geçen 41 koca yıla rağmen gerekli ilgiyi görememiş ve Amerika’da bunu ilaç yapmak için açılan imkanlardan yararlanmıştı. Bir tek zakkumun hikayesi böyle ise binlerce halk ilacı nasıl hakettiği yeri bulacaktı?
Bugün dünyanın en az yüzde 65’i doğal ilaçlardan yararlanıyor. Ülkemizde de her geçen gün bitkilere olan ilgi artıyor. Çünkü en başta kalp damar problemleri ve kanser gibi kronik hastalıklar çığ gibi artıyor. Bugün tıp dergilerindeki yayınlanan doğal ilaç araştırmalarının sayısı çarpıcı bir biçimde artmış olsa da, bunların çoğu yurtdışı yabancı dergilerde yer alıyor. Çoğu ingilizce ve bir kısmı hiç ingilizceye çevrilmemiş. İnsanlarımızın bu yayınlardan yararlanabilecek dil bilgisi yok. İşin içine yabancı terimler, teknik konular ve tıp ilmi girince, doğal ilaçlar konusunda yararlanılabilecek kısıtlı kaynakların olduğu açıktır. Bunun yanısıra Tıp Fakültelerinde doğal ilaçlar ve bitkilerle tedavi ders olarak okutulmuyor. Akademik merkezlerde ortaya çıkan olguları doğrulayacak ve aydınlatacak tıbbi uzmanlık kriterleri de yok. Araştırmalar ve bilimsel çalışmalar dağınık bir biçimde ve bireysel olarak yürütülüyor. Sadece Eczacılık Fakültelerindeki Farmakognozi Anabilim dalları yeterli olmaz, Tıp Fakültelerinde de olmalı. Farmakognozi, bitkisel kaynaklı işlenmemiş ilaçları ve bunların kimyasal, fiziksel etkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ne yazıkki finansman sorunları ve İlaç Endüstrisi bu işin önündeki en önemli engeller olarak duruyorlar.
Doğal ilaçları araştırırken ve uygularken, zaman zaman sevinç verici, umutlandırıcı ve bazen de cesaret kırıcı durumlar yaşadım. Bir günde, bir TV programıyla binlerce insan çare ümidiyle sıraya giriyor. Bir günde düğmeye basılmış gibi oluşturulan bir komisyon bu işi durdurmak için harekete geçiyor ve 20 günde işi bitiriyordu. Sık sık dar kafalı, kötü niyetli insanlar tarafından doğal ilaçların ve bunu uygulayan insanların yokedilmeye çalışıldığına şahit olduk. Medya kuruluşları olayları olduğu şekilde değil de, menfaatlerine uygun biçimde gösteriyordu. İçyüzünü bilmediği olayları, her seferinde doğal ilaçların aleyhine kullanıyordu. Zaman zaman iddialar çok çılgıncaydı. Hastanın biri kemoterapi alırken kantaron yağı sürmüş te, tüm ilacın etkisini sıfırlamış mış. Televizyon ekranında karşısında, Tıp bilen, konuya vakıf kimse yok ya sallıyor. Kanser tedavisini ilaç şirketleri ile kendi uzmanlık alanlarına sıkıştırmaya çalışan bu ‘seçkin uzmanlar’ kartel medyasını gezerek ‘kanseri %70-75 iyileştiriyoruz’ gibi bilimsel gerçeklere hiç uymayan sözler söylüyorlar. O kadar ki bazen hızlarını alamayıp ‘kanser %90 iyileşiyor’ gibi kendilerinin de inanmadığı sözleri söylüyorlar. Sağlık Bakanlığı, Tabip Odaları bunu sadece seyrediyor. Kanser gerçeğine uymayan bu söz ve davranışlar, etik ve bilimsel değil. Patronları ilaç fabrikası sahibi bu basın mensupları, her yönden kanser gerçeğini araştırsalar, mevcut durumla ne kadar çeliştiklerini görecekler. Magazin sunucuları bu gerçekleri asla bilemeyeceği ve soramayacağı için onkoloji uzmanı sıfatıyla bazı kişiler tarafından gerçekler tersyüz ediliyor. Birkaç bitki ve sebzeden sözetmesi de olta. Hücre öldürücü ilaç tedavisine ikna için atılmış yemden ibaret. Kemo kimyasal demek, terapi tedavi, yani konulan isim bile yanlış. Aspirin alan kişi de kimyasal tedavi almış oluyor. Yani doğrusu sitotoksik tedavi demek, yani hücre öldürücü ilaç. O zaman da bu tedaviye insanları ikna etmek zorlaşacak. Hiç kimse kendini zehirleyecek, normal hücreleri de öldürecek, bağışıklık sistemini mahvedecek ilaç almak istemez. Buna ikna için hastalar telefonla aranıyor, peşine düşülüyor. Asla tedavinin sonuçları hakkında bilgilendirilmiyorlar. Uygulanan tedaviye kemoterapi yani kimyasal tedavi diyerek insanları yanlış bilgilendiriyorlar. Doğrusu sitotoksik tedavi demektir. Biz bunu yazdık diye, bir günde devrim yaratacak halimiz yok. Ancak insanlar zamanla gerçekleri daha iyi görecek, o sırada nice canlar yanacak, toprağın altında çürümeye başlayacak. Kemoterapi endüstrisinin ölüm standartları uygulanmaya devam ediyor. Çünkü buna karşı çıkabilecek hiç bir mekanizma yok. Tüm güçler ellerinde. En önemlisi de medya gücü.
Yeni tanı konulan kanser hastalarının yaklaşık yüzde 75 i için tedavi sonuçları 30 yıldır değişmemiştir. Çünkü karsinogenez teorisi artık geçersizdir. Bunu bile bile kanser kök hücreleri üzerine etkisi olmayan ilaçlar uygulanmaya devam edilmektedir. Bir yıl içinde bu hastaların çoğu kaybedilmektedir. Kanser veya tümör küçülse bile, kanser kök hücreleri yokolmadığı için bir süre sonra hastalık tekrarlamakta ve eskisinden daha şiddetli hale gelmektedir. Üstüne üstlük insanlar doğal ilaçlar konusunda bilgilendirilmemekte veya uzak tutulmaktadır. Bugün kemoterapi veya radyoterapi ile etkileşmeyen yüzlerce bitki mevcuttur. Bunlar dile getirilmemekte, sadece kemoterapi sırasında bitki kullanmayın denmektedir. Elbette ekinezya gibi bitkiler etkileşebilir, birlikte alınmamalı. Kantaron gibi bitkiler radyoterapi sırasında ışığa duyarlılığı arttırdığı için kullanılmamalı. Ancak bütün bitkiler böyle değildir. Israrla birkaç bitkiden dem vurulmakta ve ilaç tedavisi sırasında bitki almayın denmektedir. Söylenen yalanlardan biri de kemoterapinin üç beş yıl sonra bile etkisini olumlu yönde gösterebileceğidir. Hasta doğal ilaçlar almakta, bunlarla iyileşmekte ve onkoloğa gittiğinde bunun kemoterapi sayesinde olduğu söylenmektedir. Peki beş yıl sonra bile kemoterapi etkisini gösteriyorsa bunun olumsuz etkileri de pekala görülebilir. Yani kemoterapiden etkilenen normal hücreler de yıllarca bu kötü etkiden kurtulamazlar, demektir bu. Kemoterapi konusu milyarlarca dolarlık bir rant olduğu için daha fazla bir şey söylemenin anlamı yok.
Kanser kök hücrelerinin kemoterapiyle yokedilememesi kadar önemli bir başka sorun da Bağışıklık Sisteminin Zayıflamasıdır. Kanser hastasının ayakta kalabilmesinde en önemli faktör Bağışıklık Sisteminin gücüdür. Eğer bu güç maksimum düzeye çıkarılmamışsa cerrahi müdahele, kemoterapi ve radyoterapi, kanserin yayılmasını engelleyemez. İşte bu noktada doğal ilaçlar devreye girer. Tıpta bağışıklık sistemini güçlendiren mucize bir yöntem yoktur. Ancak yaratıcının bize ihsan ettiği nimetlerin bir kısmı da Şifalı Bitkiler ve bundan elde edilecek Doğal İlaçlardır. 1940 yılından başlayarak doğal ilaçlar geri plana itilip hücre zehirleyici ilaçlar (kemoterapi) üretilmeye başlanmıştır. Bugün dünyada enerji, silah ve ilaç endüstrisi ilk üçü paylaşırlar. Bu ranta karşı olan kişi, kurum ve kuruluşlar bu endüstriler tarafından yokedilirler. Kemoterapi endüstrisi için ölçü tümör kitlesini küçültmektir. Oysa 5 yıldır kanser kök hücrelerinin keşfi ile birlikte bu ölçü geçersiz kalmıştır.
Dünyanın saygın Kanser Tedavi Merkezlerinde kemoterapi ile ilgili şu sözler söylenmektedir ‘Tüm yararlı ilaçlar tümörün kitlesini küçültmektedir. Bu şüphesiz iyi bir sonuçtur. Ancak kanser kök hücreleri yokedilemediği zaman kanser geri gelmektedir.’ Kanser tedavisinde en önemli ölçü ‘beklenen sağkalım süresinde uzama’ olmasıdır. Bu standart ülkemizde hastalar tarafından pek bilinmese de, bilim ahlakı henüz kemoterapi endüstrisi tarafından tahrip edilmemiş doktorlar tarafından bilinmektedir. Kanser kök hücrelerini öldürmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için doğal ilaçlardan yararlanmak gerekir. Uygun seçilen bitkilerden oluşan doğal ilaçlar, uygulanacak tıbbi tedaviye de engel olmayacaktır. Safran, çörekotu, ısırgan tohumu, karabaş otu, ökse otu, zerdeçal, kedipençesi otu, yakıotu, kudret narı, ganoderma lucidum gibi bitkiler bunlardan sadece birkaçıdır.
Doğal ilaç tavsiyelerimde, bitkilerin uygun yerlerden, uygun zamanlarda toplanarak, belirli dozlarda kullanılması gerektiğini ısrarla söyledim. En uygunu bu işi kendi kontrolümdeki bir merkezde uygulamaktı. Ne de olsa doktor tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekiyordu. Tabi bu sırada asılsız, mantıksızca ve gerçeğe uygun olmayan yüzlerce asılsız ithamla da karşılaştım. Efendim 600 YTL imiş, çok pahalıymış. Bu altı aylık bir tedavi. Siz veya devletimiz altı ayda etkisi-yan etkisi tartışılması gereken kemoterapiye altı ayda 50.000 dolar ödüyorsunuz. Bu pahalı değilmi? Günlüğü üç liraya doğal ilaç mı, günlüğü 300 liraya hücre zehirleyici ilaç mı? Üç lira bu ülkede kalıyor, yüzlerce insan ekmek yiyor. Üç yüz lira ithalatla yurtdışına gidiyor. Senede hücre zehirleyici ilaçlara en az 50 milyar dolar ödüyoruz. Maalesef bunun 40 milyar doları sigaradan kaynaklanan kanserler. Dünyanın en ucuz sigaraları Türkiye’de. Kanser hastası başına yıllık 100.000 dolar ödüyoruz. O da yüzde seksen hastada etkisiz, maalesef bunlar bir yıla varmadan hayatını kaybediyor, yani uygulanan tedavi pek de bir işe yaramıyor. Doğal ilaç kullananlarda böyle değil tabii ki. ATV Muhabir programında dedim; buyrun fareleri kanser yapalım, siz kemoterapinizi verin, ben çörek otu vereceğim. Haydi bu ülkedeki tüm onkologlar, hodri meydan. İstediğiniz deneysel modelde kanser oluşturalım. Hayvanlara siz bildiğiniz kemoterapi protokolünü uygulayın, ben doğal ilaçlar vereceğim. Doğal ilaçlar gerçekten işe yaramaktadırlar, çok daha güvenli ve ucuzdurlar. Bir çok insanda doğal ilaç mucize iyileşme sağlamıştır. Bunları görüntüye alarak, raporlarını saklayarak ve uygun zamanda, zeminde kamuoyu ile paylaşarak daha çok insanın doğal ilaçlardan yararlanmasını sağlayacağız. Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz.
Doğal ilaçlar, batı tıbbında uygulanan klasik tedavilerin hem insani, hem de ekonomik yönden acı veren sonuçlarının bazıların azaltabilir ya da tamamen ortadan kaldırabilir. Ben yakınlarımda şeker (diabet), yüksek tansiyon (hipertansiyon), depresyon, ülser, romatizma, kısırlık, bronşit ve kanser gibi problemlerin doğal ilaçlarla tamamen iyileştiğine şahit oldum. Beni en hayrete düşüren ise tıbben yapacak bir şey yok, evine git denen kanser hastalarındaki dramatik iyileşme idi. Bunları dile getirecek, gösterecek medya mensupları maalesef bulamadım. Binlerce hastam oldu, ancak aleyhimde konuşan bir tek adamı kanal kanal dolaştırdılar. Hangi televizyona programa gitsem, aynı kişiyi ya telefonla bağladılar veya önüme diktiler. Tamam da verdiğim bitkileri kendi ifadesiyle bir ay kullandırmış, 5 ay kullanılmamış. Modern tıbba güvenilmiş ve Allah’ın takdiri vefat etmiş. Sen aylar sonra nasıl ve hangi iddiayla karşıma geliyorsun. Medya ilaç rantını sevindirecek bu tür uygulamalarla, doğal ilaçları ve bunu tavsiye eden bir doktoru rencide etmeye çalışıyor. Sizi tanıdık, bundan sonra televizyon programı yok, gazete röportajı yok. Sessiz ve derinden doğal ilaç araştırmaya ve uygulamaya devam. Kervan yürüyecek, bitkiler toplanacak ve tavsiye edilecek. Nisan mayıs’ta bu bitkiler toplanmazsa, çoğu üç ay sonra saman olacak. Kimsenin işine yaramayacak. Ciddi bir kayıp. Hem sağlık, hem ekonomik yönden. Ha biz mi nasıl olsa Allah bir rızık gönderir. Bu ülkede 15 milyon yüksek tansiyonlu, 12 milyon şeker hastası, 5 milyon bronşitli hasta var. Her yıl 150.000 insana kanser teşhisi konuyor. Doğal ilaçlara ihtiyaç duyan milyonlarca insan var. Korkunç bir sağlık yangını var yani. Bir itfaiye eri gibi bunu söndürmeye koşarken ayağımız bir kaç kişiye takılmış ne gam. Ülkeme, devletime, bayrağıma bu can feda olsun. Ne tehdit, ne saldırı, ne de alnımızdan yiyeceğimiz kurşun, bizi gittiğimiz yoldan döndüremez.
Annemin dizlerindeki kireçlenme (osteoartroz) için kullandırdığım kırkkilitotlu karışım çok iyi geldi. Beraberinde verdiğim glukozamin sülfat, defne yaprağı, zerdeçal ve ananas da eklemin tamamen iyileşmesine yardımcı oldu. ANC Kırkkilitotlu ve CAJOINT olarak formülize ettim. İnanıyorum bu bitkisel formüller annemin hastalığının ilerleyişini yavaşlatarak, onu büyük bir sıkıntıdan kurtardı. Fizik muayenede ve röntgende, eklemde hiç bir sorun kalmamış görünüyordu. Bir ara uykusuzluk problemi vardı. Sabahtan bir su bardağı ılık suya kattığım bir çay kaşığı kediotu kökü, şerbetçiotu ve oğul otunu 10 saat demleyip akşam yatmadan önce verdim. 21 günlük kürün sonunda anneciğimin uykuya dalma problemi ve stresi geçmişti. Onu da Valerian diye formülize ettim.
Doğal ilaçlar için araştırma yapmak, daha once üniversitelerde yaptığım bilimsel araştırmalardan çok daha zorlu ve farklıydı. Üniversitedeki çalışmalarda literatüre kolayca ulaşabiliyordum. Örneğin quercetin ile ilgili araştırma yaptığımda dünyada bir sürü araştırma buluyordum. Materyal metodları açık ve netti. Belli bir model üzerinde dozu belli maddeleri, antioksidanları, bitkileri çalışmak kolaydı. Bir de deney hayvanları ile çalışıyorduk. İnsanlara doğal ilaçları tavsiye ederken yüklendiğimiz sorumluluk çok daha fazlaydı. Doğal ilaçlar hakkında bilgi toplamak, çok derin ve bilinmeyen sularda dolaşmak gibidir. Özellikle de kendimden önce bu işle uğraşanlar, bitkisel ilaçları standardize etmemişti. Türkiye’nin yakından tanıdığı Dr. Ziya Özel, mecburi hizmet için gittiği köyde zakkumla tanışmıştı. Ama ne acıdır, aradan geçen 41 koca yıla rağmen gerekli ilgiyi görememiş ve Amerika’da bunu ilaç yapmak için açılan imkanlardan yararlanmıştı. Bir tek zakkumun hikayesi böyle ise binlerce halk ilacı nasıl hakettiği yeri bulacaktı?
Bugün dünyanın en az yüzde 65’i doğal ilaçlardan yararlanıyor. Ülkemizde de her geçen gün bitkilere olan ilgi artıyor. Çünkü en başta kalp damar problemleri ve kanser gibi kronik hastalıklar çığ gibi artıyor. Bugün tıp dergilerindeki yayınlanan doğal ilaç araştırmalarının sayısı çarpıcı bir biçimde artmış olsa da, bunların çoğu yurtdışı yabancı dergilerde yer alıyor. Çoğu ingilizce ve bir kısmı hiç ingilizceye çevrilmemiş. İnsanlarımızın bu yayınlardan yararlanabilecek dil bilgisi yok. İşin içine yabancı terimler, teknik konular ve tıp ilmi girince, doğal ilaçlar konusunda yararlanılabilecek kısıtlı kaynakların olduğu açıktır. Bunun yanısıra Tıp Fakültelerinde doğal ilaçlar ve bitkilerle tedavi ders olarak okutulmuyor. Akademik merkezlerde ortaya çıkan olguları doğrulayacak ve aydınlatacak tıbbi uzmanlık kriterleri de yok. Araştırmalar ve bilimsel çalışmalar dağınık bir biçimde ve bireysel olarak yürütülüyor. Sadece Eczacılık Fakültelerindeki Farmakognozi Anabilim dalları yeterli olmaz, Tıp Fakültelerinde de olmalı. Farmakognozi, bitkisel kaynaklı işlenmemiş ilaçları ve bunların kimyasal, fiziksel etkilerini inceleyen bilim dalıdır. Ne yazıkki finansman sorunları ve İlaç Endüstrisi bu işin önündeki en önemli engeller olarak duruyorlar.
Doğal ilaçları araştırırken ve uygularken, zaman zaman sevinç verici, umutlandırıcı ve bazen de cesaret kırıcı durumlar yaşadım. Bir günde, bir TV programıyla binlerce insan çare ümidiyle sıraya giriyor. Bir günde düğmeye basılmış gibi oluşturulan bir komisyon bu işi durdurmak için harekete geçiyor ve 20 günde işi bitiriyordu. Sık sık dar kafalı, kötü niyetli insanlar tarafından doğal ilaçların ve bunu uygulayan insanların yokedilmeye çalışıldığına şahit olduk. Medya kuruluşları olayları olduğu şekilde değil de, menfaatlerine uygun biçimde gösteriyordu. İçyüzünü bilmediği olayları, her seferinde doğal ilaçların aleyhine kullanıyordu. Zaman zaman iddialar çok çılgıncaydı. Hastanın biri kemoterapi alırken kantaron yağı sürmüş te, tüm ilacın etkisini sıfırlamış mış. Televizyon ekranında karşısında, Tıp bilen, konuya vakıf kimse yok ya sallıyor. Kanser tedavisini ilaç şirketleri ile kendi uzmanlık alanlarına sıkıştırmaya çalışan bu ‘seçkin uzmanlar’ kartel medyasını gezerek ‘kanseri %70-75 iyileştiriyoruz’ gibi bilimsel gerçeklere hiç uymayan sözler söylüyorlar. O kadar ki bazen hızlarını alamayıp ‘kanser %90 iyileşiyor’ gibi kendilerinin de inanmadığı sözleri söylüyorlar. Sağlık Bakanlığı, Tabip Odaları bunu sadece seyrediyor. Kanser gerçeğine uymayan bu söz ve davranışlar, etik ve bilimsel değil. Patronları ilaç fabrikası sahibi bu basın mensupları, her yönden kanser gerçeğini araştırsalar, mevcut durumla ne kadar çeliştiklerini görecekler. Magazin sunucuları bu gerçekleri asla bilemeyeceği ve soramayacağı için onkoloji uzmanı sıfatıyla bazı kişiler tarafından gerçekler tersyüz ediliyor. Birkaç bitki ve sebzeden sözetmesi de olta. Hücre öldürücü ilaç tedavisine ikna için atılmış yemden ibaret. Kemo kimyasal demek, terapi tedavi, yani konulan isim bile yanlış. Aspirin alan kişi de kimyasal tedavi almış oluyor. Yani doğrusu sitotoksik tedavi demek, yani hücre öldürücü ilaç. O zaman da bu tedaviye insanları ikna etmek zorlaşacak. Hiç kimse kendini zehirleyecek, normal hücreleri de öldürecek, bağışıklık sistemini mahvedecek ilaç almak istemez. Buna ikna için hastalar telefonla aranıyor, peşine düşülüyor. Asla tedavinin sonuçları hakkında bilgilendirilmiyorlar. Uygulanan tedaviye kemoterapi yani kimyasal tedavi diyerek insanları yanlış bilgilendiriyorlar. Doğrusu sitotoksik tedavi demektir. Biz bunu yazdık diye, bir günde devrim yaratacak halimiz yok. Ancak insanlar zamanla gerçekleri daha iyi görecek, o sırada nice canlar yanacak, toprağın altında çürümeye başlayacak. Kemoterapi endüstrisinin ölüm standartları uygulanmaya devam ediyor. Çünkü buna karşı çıkabilecek hiç bir mekanizma yok. Tüm güçler ellerinde. En önemlisi de medya gücü.
Yeni tanı konulan kanser hastalarının yaklaşık yüzde 75 i için tedavi sonuçları 30 yıldır değişmemiştir. Çünkü karsinogenez teorisi artık geçersizdir. Bunu bile bile kanser kök hücreleri üzerine etkisi olmayan ilaçlar uygulanmaya devam edilmektedir. Bir yıl içinde bu hastaların çoğu kaybedilmektedir. Kanser veya tümör küçülse bile, kanser kök hücreleri yokolmadığı için bir süre sonra hastalık tekrarlamakta ve eskisinden daha şiddetli hale gelmektedir. Üstüne üstlük insanlar doğal ilaçlar konusunda bilgilendirilmemekte veya uzak tutulmaktadır. Bugün kemoterapi veya radyoterapi ile etkileşmeyen yüzlerce bitki mevcuttur. Bunlar dile getirilmemekte, sadece kemoterapi sırasında bitki kullanmayın denmektedir. Elbette ekinezya gibi bitkiler etkileşebilir, birlikte alınmamalı. Kantaron gibi bitkiler radyoterapi sırasında ışığa duyarlılığı arttırdığı için kullanılmamalı. Ancak bütün bitkiler böyle değildir. Israrla birkaç bitkiden dem vurulmakta ve ilaç tedavisi sırasında bitki almayın denmektedir. Söylenen yalanlardan biri de kemoterapinin üç beş yıl sonra bile etkisini olumlu yönde gösterebileceğidir. Hasta doğal ilaçlar almakta, bunlarla iyileşmekte ve onkoloğa gittiğinde bunun kemoterapi sayesinde olduğu söylenmektedir. Peki beş yıl sonra bile kemoterapi etkisini gösteriyorsa bunun olumsuz etkileri de pekala görülebilir. Yani kemoterapiden etkilenen normal hücreler de yıllarca bu kötü etkiden kurtulamazlar, demektir bu. Kemoterapi konusu milyarlarca dolarlık bir rant olduğu için daha fazla bir şey söylemenin anlamı yok.
Kanser kök hücrelerinin kemoterapiyle yokedilememesi kadar önemli bir başka sorun da Bağışıklık Sisteminin Zayıflamasıdır. Kanser hastasının ayakta kalabilmesinde en önemli faktör Bağışıklık Sisteminin gücüdür. Eğer bu güç maksimum düzeye çıkarılmamışsa cerrahi müdahele, kemoterapi ve radyoterapi, kanserin yayılmasını engelleyemez. İşte bu noktada doğal ilaçlar devreye girer. Tıpta bağışıklık sistemini güçlendiren mucize bir yöntem yoktur. Ancak yaratıcının bize ihsan ettiği nimetlerin bir kısmı da Şifalı Bitkiler ve bundan elde edilecek Doğal İlaçlardır. 1940 yılından başlayarak doğal ilaçlar geri plana itilip hücre zehirleyici ilaçlar (kemoterapi) üretilmeye başlanmıştır. Bugün dünyada enerji, silah ve ilaç endüstrisi ilk üçü paylaşırlar. Bu ranta karşı olan kişi, kurum ve kuruluşlar bu endüstriler tarafından yokedilirler. Kemoterapi endüstrisi için ölçü tümör kitlesini küçültmektir. Oysa 5 yıldır kanser kök hücrelerinin keşfi ile birlikte bu ölçü geçersiz kalmıştır.
Dünyanın saygın Kanser Tedavi Merkezlerinde kemoterapi ile ilgili şu sözler söylenmektedir ‘Tüm yararlı ilaçlar tümörün kitlesini küçültmektedir. Bu şüphesiz iyi bir sonuçtur. Ancak kanser kök hücreleri yokedilemediği zaman kanser geri gelmektedir.’ Kanser tedavisinde en önemli ölçü ‘beklenen sağkalım süresinde uzama’ olmasıdır. Bu standart ülkemizde hastalar tarafından pek bilinmese de, bilim ahlakı henüz kemoterapi endüstrisi tarafından tahrip edilmemiş doktorlar tarafından bilinmektedir. Kanser kök hücrelerini öldürmek ve bağışıklık sistemini güçlendirmek için doğal ilaçlardan yararlanmak gerekir. Uygun seçilen bitkilerden oluşan doğal ilaçlar, uygulanacak tıbbi tedaviye de engel olmayacaktır. Safran, çörekotu, ısırgan tohumu, karabaş otu, ökse otu, zerdeçal, kedipençesi otu, yakıotu, kudret narı, ganoderma lucidum gibi bitkiler bunlardan sadece birkaçıdır.
Doğal ilaç tavsiyelerimde, bitkilerin uygun yerlerden, uygun zamanlarda toplanarak, belirli dozlarda kullanılması gerektiğini ısrarla söyledim. En uygunu bu işi kendi kontrolümdeki bir merkezde uygulamaktı. Ne de olsa doktor tavsiyesi ve kontrolünde kullanılması gerekiyordu. Tabi bu sırada asılsız, mantıksızca ve gerçeğe uygun olmayan yüzlerce asılsız ithamla da karşılaştım. Efendim 600 YTL imiş, çok pahalıymış. Bu altı aylık bir tedavi. Siz veya devletimiz altı ayda etkisi-yan etkisi tartışılması gereken kemoterapiye altı ayda 50.000 dolar ödüyorsunuz. Bu pahalı değilmi? Günlüğü üç liraya doğal ilaç mı, günlüğü 300 liraya hücre zehirleyici ilaç mı? Üç lira bu ülkede kalıyor, yüzlerce insan ekmek yiyor. Üç yüz lira ithalatla yurtdışına gidiyor. Senede hücre zehirleyici ilaçlara en az 50 milyar dolar ödüyoruz. Maalesef bunun 40 milyar doları sigaradan kaynaklanan kanserler. Dünyanın en ucuz sigaraları Türkiye’de. Kanser hastası başına yıllık 100.000 dolar ödüyoruz. O da yüzde seksen hastada etkisiz, maalesef bunlar bir yıla varmadan hayatını kaybediyor, yani uygulanan tedavi pek de bir işe yaramıyor. Doğal ilaç kullananlarda böyle değil tabii ki. ATV Muhabir programında dedim; buyrun fareleri kanser yapalım, siz kemoterapinizi verin, ben çörek otu vereceğim. Haydi bu ülkedeki tüm onkologlar, hodri meydan. İstediğiniz deneysel modelde kanser oluşturalım. Hayvanlara siz bildiğiniz kemoterapi protokolünü uygulayın, ben doğal ilaçlar vereceğim. Doğal ilaçlar gerçekten işe yaramaktadırlar, çok daha güvenli ve ucuzdurlar. Bir çok insanda doğal ilaç mucize iyileşme sağlamıştır. Bunları görüntüye alarak, raporlarını saklayarak ve uygun zamanda, zeminde kamuoyu ile paylaşarak daha çok insanın doğal ilaçlardan yararlanmasını sağlayacağız. Gölge etmeyin başka ihsan istemiyoruz.
Doğal ilaçlar, batı tıbbında uygulanan klasik tedavilerin hem insani, hem de ekonomik yönden acı veren sonuçlarının bazıların azaltabilir ya da tamamen ortadan kaldırabilir. Ben yakınlarımda şeker (diabet), yüksek tansiyon (hipertansiyon), depresyon, ülser, romatizma, kısırlık, bronşit ve kanser gibi problemlerin doğal ilaçlarla tamamen iyileştiğine şahit oldum. Beni en hayrete düşüren ise tıbben yapacak bir şey yok, evine git denen kanser hastalarındaki dramatik iyileşme idi. Bunları dile getirecek, gösterecek medya mensupları maalesef bulamadım. Binlerce hastam oldu, ancak aleyhimde konuşan bir tek adamı kanal kanal dolaştırdılar. Hangi televizyona programa gitsem, aynı kişiyi ya telefonla bağladılar veya önüme diktiler. Tamam da verdiğim bitkileri kendi ifadesiyle bir ay kullandırmış, 5 ay kullanılmamış. Modern tıbba güvenilmiş ve Allah’ın takdiri vefat etmiş. Sen aylar sonra nasıl ve hangi iddiayla karşıma geliyorsun. Medya ilaç rantını sevindirecek bu tür uygulamalarla, doğal ilaçları ve bunu tavsiye eden bir doktoru rencide etmeye çalışıyor. Sizi tanıdık, bundan sonra televizyon programı yok, gazete röportajı yok. Sessiz ve derinden doğal ilaç araştırmaya ve uygulamaya devam. Kervan yürüyecek, bitkiler toplanacak ve tavsiye edilecek. Nisan mayıs’ta bu bitkiler toplanmazsa, çoğu üç ay sonra saman olacak. Kimsenin işine yaramayacak. Ciddi bir kayıp. Hem sağlık, hem ekonomik yönden. Ha biz mi nasıl olsa Allah bir rızık gönderir. Bu ülkede 15 milyon yüksek tansiyonlu, 12 milyon şeker hastası, 5 milyon bronşitli hasta var. Her yıl 150.000 insana kanser teşhisi konuyor. Doğal ilaçlara ihtiyaç duyan milyonlarca insan var. Korkunç bir sağlık yangını var yani. Bir itfaiye eri gibi bunu söndürmeye koşarken ayağımız bir kaç kişiye takılmış ne gam. Ülkeme, devletime, bayrağıma bu can feda olsun. Ne tehdit, ne saldırı, ne de alnımızdan yiyeceğimiz kurşun, bizi gittiğimiz yoldan döndüremez.





